Yılmaz Odabaşı Sözleri

Güzel SözlerPaylaşımı

YILMAZ ODABAŞI SÖZLERİPaylaşımı

En güzelYılmaz Odabaşı Sözleri sözleri

308 Yitirdiğin her şeyde, kazandığın bir şey vardır, kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. Hayat karşına nasıl çıkarsa çıksın, vazgeçme ve unutma: senin hayallerin olmazsa, başka birinin hayali olamazsın asla. 221 Deli sormuş deliye, aşk nedir diye? Deli gülmüş deliye, ben niye delirdim diye… 209 Bazen anılara en çok yakışan elbise, birkaç damla gözyaşıdır, unutma. 193 Bu yüzden uğruna çok öldüğüm sabahlar, yaralıdır. Gençliğim darmadağın bir ilkyaz tufanıdır. Bu sevdayı kurda kuşa yedirtmem! 192 Boşuna çırpınma gökyüzü: yurdum kadar ağlayamazsın. 190 Herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim bir de kimsesizliği… 188 Gitti... Kanatları yüreğimdeydi kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi, yitirdim o aşkın kimliğini hükümsüzdür. 176 Herkes arar pembesini. Oysa kendinden ötesi yoktur; kimse sevmez yalnızlıkta gölgesini. 176 Ben iki şeyin apansız geldiğine inanırım: aşk ve ölüm... İkisi de geldiğinde git diyemezsiniz. İkisinin de önemi ve büyüklüğü, belki de geldiklerinde git diyemediğimiz içindir. 175 Demiştim, gidip geniş bir bulut alalım. Çünkü yarın, gökyüzü üzerimde hep dikdörtgen kalacak. Yarın kalbimin ormanına küller yağacak. 174 Gözlerini sil ve bu sevda kadar koyu bir çay tutuştur ellerime yok, gitme! Gitme, sen gidince sevmek yüreğimde düğümleniyor özlemeyi yutkunuyorum... 170 Herkes kırılamaz, ipince bir dal olmak gerekir kırılmak için, ama dünya kütüklerin. 168 Ve ben gittim yüreğimde kan gülleri, siz de o aşkın teninde dinamit sayın beni! 161 Yaslı bir kışa rehin düşse de günler, kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt; o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın. 160 Kısa bir öyküdür hayat, uğruna upuzun acılar çektiğimiz. Kısa bir türküdür, bir kez daha söylemek için delirdiğimiz... 160 İstediğin kadar uzağa git! Hep aynı gökyüzünü paylaşacağız… 155 Kanmadım aynalara sana kandığım kadar, içimde bir boşluk sana yandığım kadar... 154 Evlerin çatıları, kapıları ve perdeleri, sevinçleri, coşkuları olduğu kadar acıları ve yoksullukları da örtüyor. O örtülü kapıların, perdelerin ardında herkes kendi cennetini ya da kıyametini yaşıyor. 152 Gittiğin yer bir yağmur damlası kadar yakın, gittiğin yer bir uçurum kadar uzak. 151 Sokakların gün batınca neden boşaldığını ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum. Konuşsam sessizlik gitsem ayrılık… 149 Önce sesini, sonra yankısını çaldırdın şu beton ormanında. Kal orda! Artık hiçbir şeyden kurtulamazsın. Islanmışsın bir kere oğlum, yaş gününde kuruyamazsın. 146 Keşke yalnızlığım kadar yanımda olsaydın keşke yalnızlığımla paylaştığımı seninle paylaşsaydım keşke senin adın yalnızlık olsaydı ve ben hep yalnız kalsaydım... 144 Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım; sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın. 140 Hayat hattında acemi tayfalardık. Ne avunduk sevinç müsveddeleriyle; aşktan ikmale kaldık... 139 Artık bu ayrılıklardan kalbim usandı bir gökyüzü, bir duvar, bir resmin kaldı oysa dünya ne geniş, koğuşum dardı bıraksalar martılarla randevum vardı. 136 Sen bir şeyler bilsen bildiğinden ben çıkarım, çocukluğuma dokunsan öksüz çıkarım, halkımı tanısan yurtsuz çıkarım. 133 Herkes bilir gitmesini. Bir zaman öğrenirsin gideni sırtından öpmesini. 133 Ben seni hep ayrılıkla anmışım titreyen ellerimle günlerin buğusuna adını. Hep adını yazmışım. 133 Biz şimdi ölsek; en fazla kahvede çaylar soğur. 132 Siz orada kalabalık ve kabarık kalın, sağ olun, yalnızlık iyi, yalnızlık iyi. 132 Eski bir aşk, yeni bir ayrılıktır her zaman. Bunu kuşlar sorar, yıldızlar da anlatır; kimse bilmez be canım bir yara bir ömrü nasıl kanatır… 131 Ses hoyrat sevinç yılgın şakaklarım sonbahar… 127 Yıllar geçer, İdris’lerin kalplerindeki çocuklar daha ölüdür; düşleri hâlâ terasta, İdris’ler ise zemin katta kiracı oturur. 122 Seni bana uzak kılan bu ıssız ve derin uçurumlar. Uçurumlar utansın! 122 Yalnızlığımda seni büyüttükçe kalabalıklaşacağım; sen kendi kalabalığında hep yalnız olacaksın. 121 İyi ki bu düştesin, her sabah ışıyan güneştesin, iyi ki yoksuluz bulutlar gibi, soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi... 119 Yaşam yanıltmanın, insanlar yanılmanın ustası oldukça yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar. 111 Ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni? 110 Ve and olsun ki hiçbir kurşun, hiçbir çelik, hiçbir toprak ve hiçbir vatan daha kutsal değildir insandan! 110 Kimse bilmez be canım, bir yara bir ömrü nasıl kanatır. 109 Bir insana; ya benimle olur musun? Denir, ya da benimle ölür müsün? İşte iki noktacık değiştirir anlamı. 108 Böyle geçip giderken uzun zamanlar, kimleri unuttuk kimler kalanlar? 107 Aşkın kavgasını veremeyenler, hiçbir şeyin kavgasını veremezler! Aşkın özgürlüğünü yaşayan ve yaşatmayanlar ise, hiçbir özgürlüğü hak edemezler! 102 Her ömür kendi gençliğinden vurulur. 95 Ya kederiydik kendimizin, ya bir halkın kaderi; ya şakağı ya şafağı bir halkın namlular çarmıhında!